Sayfalar

21. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgesi

21. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden kadın ve LGBTİ örgütleri, feministler, belediye ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na (ASPB) bağlı kurumlarda kadına yönelik şiddetle mücadele alanında çalışan kadınlar olarak bu yıl 21. kez Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezi Kurultayı’nda buluştuk. Kurultay “Kadına Yönelik Erkek Şiddeti ile Mücadele Yeni Devlet Politikalarının Neresinde?” başlığı ile 3-4-5 Kasım tarihlerinde Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Kurultaya aralarında kadın örgütleri, LGBTİ+ örgütleri, kamu kurumu ve belediyelerden katılımcıların da olduğu 28 ilden toplam 205 kadın katıldı.

Devletin kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadele konusunda yapmaya çalıştığı ve yaptığı yasal-yapısal değişiklikler ve uygulamaların ortaya çıkardığı problemleri ve olumsuz etkileri kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadele eden kadın örgütleri olarak yakından izliyoruz. Özellikle 2016 yılında boşanma komisyonu raporunun yayınlanmasıyla çok belirgin bir şekilde açığa çıkan “yeni” devlet politikalarının kadınların boşanma hakkından, cinsel istismara, kadına yönelik şiddetle mücadele araçlarından, nafakaya birçok konuda kadınlardan yana olmayan yasa ve uygulamaları hayata geçirmeye çalıştığını görüyoruz.

Sığınaklara başvuran kadınlar acil barınma ve şiddetten korunma ihtiyacının devamında en çok ekonomik anlamda güçlenmekte zorlanıyorlar. Sosyal yardımların yetersiz ve bu desteklere erişiminin zor olması, özellikle kira yardımlarının tutarsız bir biçimde veril(m)iyor olması ve çocuklu kadınların çalışma hayatına katılmasını destekleyecek çalışma saatleri ile uyumlu, ücretsiz ve erişilebilir kreşlerin olmaması, bu güçlenmenin önündeki en büyük engellerden. Yönetmelikte oğlan çocukları için yaş sınırı hakkında hala bir düzenleme yapılmadığından, 12 yaş ve üzeri oğlan çocuğu olan çoğu kadın, çocuğunu şiddet gördüğü evde ya da sosyal hizmet kurumuna bırakmayı istemediği için neredeyse yaşadığı şiddete katlanmaya zorlanıyor. Kadınların boşanmaları veya nafaka almalarını engellemek için gösterilen çaba, kadınların şiddetten uzak bir hayat kurarken güçlenebilmeleri için gösterilmiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, şiddet sebebi ile ayrılıklarda şiddet gören kadınların güçlenmesini değil, ailenin bütünlüğünü taraf alan bir bakış açısı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na “ek” çalışmalar yürütüyor. Kadınların şiddetsiz bir hayat kurabilmeleri için hayati önem taşıyan sığınak ve dayanışma merkezlerinde personel azlığı, çalışma ortamlarının fiziki koşullarının yetersizliği, yapısal standartsızlıklar ve bu kurumların sayısının azlığı gibi birçok sorun varken, her fırsatta, bu kurumlar için kullanılmasını talep ettiğimiz bütçe, sosyal yardım adı altında, kadınları yaşlı, hasta ve çocuk bakımı gibi işleri yapmaya, evde, aile içinde olmaya mecbur kılmak için kullanılıyor.

2016’da ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan KHK’larla kurultay bileşeni olan 7 kadın örgütü kapatılarak faaliyetlerine son verildi. Şiddete maruz kalan kadınlarla yapılan görüşmelerin notlarına varana kadar özel belgelerine el konuldu, birçok belediyeye kayyum atandı. Şiddete maruz kalan kadın ve çocukların başvurduğu kadın danışma merkezleri ve sığınaklar kapatılarak yerlerine evlendirme dairesi, dikiş-nakış kursu, güzellik salonu ya da Kuran kursu açıldı. Bu belediyelere bağlı kadın danışma merkezlerinin ve sığınakların çoğu kapatılmış olmasına rağmen, yerlerine hala yenileri açılmıyor.

Özellikle 2014 yılındaki TCK değişikliği itibariyle kadınların ve çocukların cinsel dokunulmazlığına yasal değişiklikler yoluyla devam eden müdahalelerin, gündelik hayatta doğurduğu sonuçları görüyoruz. Cinsel saldırı ve çocuk istismarı suçlarına ilişkin ceza artırılmasına yönelik tartışmalara karşın, bu suçların önlenmesine yönelik çalışmaların, cezaların ağırlaştırılmasından daha sonuç odaklı, elzem ve öncelikli olduğunu tekrarlıyoruz.

Son dönemde 6284 sayılı yasaya ilişkin birçok ihlal ve yanlış uygulama ile karşılaşıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ne aykırı olmasına rağmen kadına yönelik erkek şiddeti vakalarında kadınlar, erkeklerle uzlaşmaya sevk ediliyorlar. Göçmen/mülteci kadınlar, engelli kadınlar, çoklu ayrımcılığa uğrayan şiddete maruz kalmış kadınlar, şiddetten kurtulmak üzere başvurduklarında cinsel kimlik ve yönelimlerinin sorgulanması, başka ülke vatandaşı olması, engellilik durumları, mültecilik/göçmenlik durumları, kadınlardan şiddete ilişkin rapor/belge istenmesi, sığınak kabullerinin yapılmaması gibi yasaya aykırı bir takım uygulamalarla karşılaşıyorlar. Yaşadıkları şiddetten kurtulmak isteyen kadınların önüne çıkarılan ve yasaların uygulanmasında ayrımcılık içeren bu “ikincil” engelleri kabul etmiyoruz.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu - GREVIO’ya ait rapor 15 Ekim 2018’de yayınlandığı halde Türkçesi bir aydan uzun süredir bakanlık tarafından yayınlanmadı. Rapor, İstanbul Sözleşmesi kapsamında Türkiye’ye önerdiği tavsiyelerin kamuoyunda değerlendirilebilmesi için bir an önce aslına uygun bir şekilde Türkçe’ye çevrilmeli ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Bizler, 21. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nda bir araya gelen kadınlar, kadın ve LGBTİ+ örgütlenmeleri olarak yaşam alanlarımızı tehdit eden erkek şiddeti ile mücadelemizden ve bu mücadelemiz sonucunda elde ettiğimiz haklardanvazgeçmeyeceğimizi, mevcut haklarımıza yönelik hiçbir kısıtlama ve müdahaleyi kabul etmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelemizin devamlılığını etkin bir şekilde sağlayabilmek adına kurultayda ortaklaştığımız taleplerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz:
1.                  Devlet yetkilileri, hükümet ve muhalefet sözcüleri kadın erkek eşitsizliğini ve erkek şiddetini yeniden üreten ve pekiştiren cinsiyetçi dilden vazgeçmeli.
2.                  Kadınların şiddetle mücadele etmelerindeki en önemli araçlardan olan kadın da(ya)nışma merkezleri ve sığınaklar için hem bakanlık hem de yerel yönetimlerce ayrılan bütçe artırılmalı, şeffaf olarak yönetilmeli ve mevcut bütçe toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı hale getirilerek bütçenin planlama aşamasında bağımsız kadın örgütlerinden bu konuda görüş alınmalı.
3.                  Kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlara ilişkin verileri detaylı bir şekilde anonim olarak tutulup raporlanarak belirli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılmalı ve bu bilgiler istatistiksel biçimde erişilebilir olmalı.
4.                  Nafaka konusunda mevcut yasal düzenlemeler korunmalı ve kadınların nafaka konusunda karşılaştıkları sorunlar üzerine çalışmalar yapılmalı ve mağduriyetleri telafi edilmeli.
5.                  Devlet, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirerek nafaka ile ilgili verileri detaylı bir şekilde anonim olarak tutup raporlayarak belirli aralıklarla kamuoyuyla paylaşmalı ve bu bilgiler istatistiksel biçimde erişilebilir olmalı.
6.                  Devlet, İstanbul Sözleşmesi’ndeki sorumluluğu gereğince GREVIO raporunu ivedilikle aslına uygun olarak Türkçe’ye çevirmeli ve kamuoyu ile paylaşmalı.
7.                  GREVIO raporunda yer alan tavsiyelerin hayata geçirilmesi için bağımsız kadın örgütlerinin de katılımıyla bir eylem planı hazırlanmalı, var olan eylem planı raporda yer alan tavsiyelere uygun şekilde revize edilmeli.
8.                  Türkiye, GREVIO Komitesi için uygun bir adayı, kadın örgütlerinin tavsiyesine uygun olarak göstermeli.
9.                  Psikolojik şiddet de dahil olmak üzere kadına yönelik şiddet barındıran iş hukuku davaları zorunlu arabuluculuk kapsamından çıkarılmalı.
10.                CMK 253. maddesinin değiştirilerek kadına yönelik şiddet içeren dosyaların uzlaştırma kapsamı dışında kalması için gerekli düzenleme yapılmalı.
11.               Mevcut uygulamalar ciddi hak ihlalleri içerdiği için uzlaştırmacılar ve arabuluculara kadına yönelik şiddet, kadın hakları, cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet konularında düzenli eğitimler verilmeli, polis, imam, vaiz/vaize ve adliye personeli uzlaştırma görevlerinden çıkarılmalı.
12.               Kadınların şiddetten korunmaları ve kurtulmaları içi hayati bir önemi olan 6284 sayılı kanunun kamuoyunda bilinirliğinin artırılması için kamu spotları yayınlanmalı; kanuna ilişkin bilgiler eğitim müfredatına, hizmet içi ve meslek eğitimlerine alınmalı, kanunun Türkiye’de yaşayan göçmen/mülteci kadınlar da dahil tüm kadınlar için uygulanabilir olduğu ve bu kadınların Kanun’dan yararlanabilmesi için yasa uygulayıcıların ve bu destekleri verenlerin bilgi eksikliğini gidermek üzere çalışmalar yapılmalı.
13.               Baroların staj, adli yardım ve CMK eğitimlerinde 6284 sayılı kanun, İstanbul Sözleşmesi, CEDAW ve toplumsal cinsiyet konuları zorunlu olmalı, adli yargı personelinin gördükleri vaka sayısına kota konulmalı ve gerekli eğitim ve süpervizyonları almaları desteklenmeli.
14.               6284 sayılı kanun kapsamında verilen tedbirlerin süresinin giderek kısalması sonrası koruma mekanizmalarının etkisini yitirmesi sebebiyle bu uygulamadan vazgeçilerek kadınlara ihtiyaçlarına uygun süre ile ve etkili koruma kararları verilmeli.
15.               Kamu personeli, sağlık, kolluk vb. gibi meslek gruplarından kişilere cinsel istismarın önlenmesine yönelik eğitimler verilmeli.
16.               Her il ve ilçede Çocuk İzleme Merkezi ve adli görüşme odaları kurulmalı, cinsel istismar ve ihmale maruz kalmış çocukların ifadeleri alınırken yasada geçen gerekliliklerin (ifadenin psikolog eşliğinde görüntü ve ses kaydı alınarak ve bir defada verilmesi) yerine getirilmesi için Adalet Bakanlığı ilgili hakim ve savcılara genelge göndermeli, bu konuda hazırlanan muayene raporlarının içerik ve yöntemi konusunda Türkiye Tabipler Odası’nın ilgili biriminden görüş alınmalı.
17.               Her da(ya)nışma merkezi ve sığınakta çocuk odaları açılmalı, her mahallede geçici çocuk evi kurulmalı.
18.               Farklı illerdeki ŞÖNİM’ler arasında fiziksel koşullar, çalışan nitelikleri ve çalışma pratiklerindeki ayrılıkları engellemek için bir standart getirilmeli, ŞÖNİM’lerin koşulları ve çalışmaları kadınların bilgilerinin gizliliğinin korunduğu ve kadından yana bakış açısı ile etkin hizmet verecek hale getirilmeli.
19.               ŞÖNİM ve belediyelerin da(ya)nışma merkezlerine ve sığınaklara yeterli bütçe ayrılmalı, kapatılan da(ya)nışma merkezleri ve sığınaklar yeniden açılmalı, ŞÖNİM, sığınak ve dayanışma merkezi olmayan il ve ilçelerde bu birimler açılmalı, mevcut birimlerin sayıları artırılmalı ve yereldeki kadın örgütlerinin bu alandaki çalışmaları desteklenmeli.
20.               Kadına yönelik şiddetle mücadele alanında yönetmeliğe uygun olarak sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar gibi alanla ilişkili kadın meslek elemanları özellikle istihdam edilmeli, bu kişilerin yıpranma payları göz önünde bulundurularak personel ücretlerinde düzenleme yapılmalı.
21.               ŞÖNİM’ler ve belediyelerin danışma merkezleri ve sığınaklarında tercüman bulundurulmalı, kadınların ana dillerinde destek alması sağlanmalı. İstanbul Sözleşmesi’ne uygun olarak kadınların göçmen/mülteci olmasına bakılmaksızın aynı hizmetten yararlanması sağlanmalı ve yapılan çalışma göçmen/mülteci kadınların özel ihtiyaçlarına uygun hale getirilmeli.
22.               Barınma ihtiyacı olan yoksulluğa düşen ya da kalacak bir yere ihtiyacı olan kadınların barınma ihtiyaçları için sığınak dışı çözümler geliştirilmeli.
23.               Sığınağa giden kadınlarla iletişime geçmek isteyen koca ya da (doğrudan şiddet uygulamamış olsa da) diğer aile üyelerinin görüşme talepleri/dilekçelerinin kadınlara iletilmesinin kadınlar için bir arabuluculuk, vazgeçirme ve psikolojik şiddet pratiği olabileceği göz önünde bulundurularak, kadınların kendileri isterlerse bu kişilerle zaten iletişime geçebileceklerinden hareketle bu “iletişim talebi iletme” uygulamasından vazgeçilmeli.
24.               Her mahallede, yeni doğanlar için de dahil olmak üzere, çalışma saatleri ile uyumlu, ücretsiz ve erişilebilir kreşler açılmalı.
25.               Şiddet alanında çalışma yürüten tüm çalışanlar için süpervizyon desteği zorunlu hale getirilmeli ve bu destekler için ayrıca bütçe ayrılmalı, kurumlardaki meslek elemanları düzenli olarak eğitimlerine devam etmeli, personel değişikliklerinde de yeni personel öncelikle toplumsal cinsiyet eğitimine tabi tutulmalı.
26.               Şiddet çalışması yapan kişilerin danışan sayısı için dünya standartları baz alınmalı, başvurunun yoğun olduğu yerlerde çalışmanın verimli ilerleyebilmesi için çalışma yürüten personelin danışan sayısı değil, personel sayısı artırılmalı.
27.               Belediyelerde kadına yönelik şiddetle mücadele stratejik planının yazılması, izlenmesi için ayrı birimler ve şiddetin önlenmesine yönelik bir danışma kurulu oluşturulmalı, bu birimlerde bağımsız kadın örgütlerinden temsilciler olmalı, yerel yönetimlere bağlı kent konseylerinde kadın örgütlerinin temsilcileri doğal üye sayılmalı.
28.               Kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelede yıllık bazda yerel eylem planı yapılmalı, yerel yönetimler tüm çalışma, uygulama ve hizmetlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı dil kullanmamalı, belediye çalışanlarında şiddet uygulayan varsa diğer iyi örneklerde olduğu gibi şiddet uygulayıcıya belediye üzerinden yaptırım uygulanmalı.
29.               Alo şiddet hattı yerel yönetimlerde 7/24 uygulanmalı ve tüm mahallelere acil durum butonu konulmalı.
30.               Sığınaktan ayrılan kadınlara verilen süreli sosyal ekonomik destekler kadının çocuğu olup olmadığına bakılmaksızın sağlanmalı ve şiddet sonrası kadınların güçlenebilmelerine dair sosyal politikaların gerektirdiği bütçe ayrılmalı.
31.               Kreş ve Gündüz Bakımevleri Yönetmeliğinde yer almasına rağmen ücretsiz kreş hakkına erişimin güçlüğünden hareketle kreşlerin sayıları arttırılmalı, özel kreşlere ayrılan kontenjanların kullanımının takibi yapılmalı.
32.               Sığınaklarda yetersiz personel sebebiyle çocuk-ergen çalışmasının nitelikli şekilde yürütülmediği göz önünde bulundurularak 12 yaş üstü oğlan çocuklarıyla birlikte sığınağa başvuran kadınlar için 6284 ve ”Kadın Konukevleri Yönetmeliğinde” yer alan kadının can güvenliği riski aranmaksızın ayrı bir ev sağlanarak destek çalışmasının yürütülmesini kapsayan madde işletilmeli .
33.               İlk Adım Merkezlerinin sayısı ve buralarda çalışan personel sayısı artırılmalı, bu merkezlerdeki çalışma kadınların ve çocukların akut ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde yapılandırılmalı.
34.               6284 sayılı yasa göçmen/mülteci kadınlar da dahil olmak üzere Türkiye’de bulunan tüm kadınlar için uygulanabilir olduğundan; göçmen/mülteci kadınlardan, destek alabilmeleri için darp raporu vb. resmi evraklar talep edilerek yasanın uygulanmasında ayrımcılık yaratılmamalı.
35.               Gizlilik kararlarının kadınların eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerine erişimde engel çıkarmayacak şekilde uygulanabilmesi gerekli altyapı oluşturulmalı ve kadının bütün kurumlardan gizlilik kararı kapsamında hizmet alımı kolaylaştırılmalı.
36.               Sığınakta kalan kadınların güvenliğini sağlamak gerekçesiyle koyulan sınır ve kuralları içeren mevzuat, kadınların güçlenmesini destekleyen ve insan haklarına aykırı uygulamaları içermeyecek şekilde düzenlenmeli.
37.               Belediyelerde eşitlik birimi ve kadın müdürlükleri açılmalı, sığınaklar ve dayanışma merkezleri eşitlik birimi veya kadın müdürlüklerine bağlı birimler olmalı.

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Bileşenleri*

1.       Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)

2.       Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği

3.       Aydın Söke Kadın Sığınma Derneği

4.       Bodrum Kadın Dayanışma Derneği

5.       Buca Evka-1 Kadın Kültür ve Dayanışma (BEKEV)

6.       Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)

7.       Çiğli Evka-2 Kadın Kültür Derneği (ÇEKEV)

8.       Edirne Kadın Merkezi Dayanışma Derneği (EKAMEDER)

9.       Engelli Kadın Derneği (ENG-KAD)

10.   Fethiye Kadın Dayanışma Derneği

11.   İzmir Kadın Dayanışma Derneği

12.   Kadın Dayanışma Vakfı

13.   Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)

14.   Kapatılan Adıyaman Kadın Yaşam Derneği’nden Kadınlar

15.   Kapatılan Ceren Kadın Derneği’nden Kadınlar

16.   Kapatılan Gökkuşağı Kadın Derneği’nden Kadınlar

17.   Kapatılan Muş Kadın Çatısı Derneği’nden Kadınlar

18.   Kapatılan Selis Kadın Derneği’nden Kadınlar

19.   Kapatılan Van Kadın Derneği’nden (VAKAD) Aktivist Kadınlar

20.   Koza Kadın Derneği

21.   Mersin Bağımsız Kadın Derneği (BKD)

22.   Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

23.   Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği

24.   Muğla Emek Benim Kadın Derneği

25.   Şanlıurfa Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği

26.   Uluslararası Göçmen Kadınlar Dayanışma Derneği (UGKDD)

27.   Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP)

*Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeni olan Adıyaman Kadın Yaşam Derneği, Ceren Kadın Derneği, Gökkuşağı Kadın Derneği, Muş Kadın Çatısı Derneği, Muş Kadın Derneği, Selis Kadın Derneği ve Van Kadın Derneği’nin faaliyetine 22 Kasım 2016 tarihli Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK/677) son verildiğinden bu örgütlerin imzası Sonuç Bildirgesi’nde yer alamamaktadır.

Kadınlar 6284 Sayılı Kanunu Anlatmak İçin Sokaklardaydı

Kadınlar 6284 Sayılı Kanunu Anlatmak İçin Sokaklardaydı

Güncelleme Tarihi 28.11.2018
Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeni kadın örgütleri  "25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü" kapsamında geçtiğimiz Cumartesi günü 14 ilde sokağa çıktı.
6284 sayılı "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun"un kadınlar tarafından bilinirliğini artırmak ve Kanun’un kadınlar için yaşamsal önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Mersin, Muğla, Urfa ve Van’da kadına yönelik şiddete karşı çalışmalar yürüten kadın örgütleri kadınlara broşür dağıttı.
Bulundukları illerde şiddete maruz kalan kadınlarla dayanışma gösteren Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeni kadın örgütleri etkinlikte 6284 sayılı Kanun’un kadınlar için hayati önem taşıdığını vurgularken, kadınları haklarına dair bilgilendirmeye, Kanun’un nitelikli bir biçimde uygulanmasının yakın takipçisi olmaya devam deceğiz dediler.
Etkinliğe katılım gösteren örgğütler şöyle; 
  • Adana-Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)
  • Adıyaman-Kapatılan Adıyaman Kadın Yaşam Derneği’nden kadınlar
  • Ankara-Kadın Dayanışma Vakfı
  • Antalya-Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği
  • Aydın-Söke Kadın Sığınma Derneğ
  • Bursa-Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ve Koza Kadın Derneği
  • Çanakkale-Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)
  • Edirne-Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği (EKAMEDER)
  • İstanbul-Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
  • İzmir-Buca Evka-1 Kadın Kültür ve Dayanışma Derneği (BEKEV), İzmir Çiğli Evka 2
  • Kadın Kültür Evi Derneği (ÇEKEV) ve İzmir Kadın Dayanışma Derneği
  • Mersin-Mersin Bağımsız Kadın Derneği
  • Muğla-Emek Benim Kadın Derneği, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği
  • Urfa-Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
  • Van-Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP) ve Kapatılan Van Kadın Derneği’nden Kadınlar

AKP Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin, kadın hakları savunucusu Hülya Gülbahar’a yönelik tavrı ve sarf ettiği sözler kabul edilemez!

“Konumunuzu bilerek konuşun”
“Gidin dışarıda konuşun, burası komisyon”
“O, sizin haddinizi aşar hanımefendi”
“Ben sana haddini bildirmeye çalışıyorum”

Meclis komisyonları, yasa tasarılarının görüşüldüğü, milletvekillerinin yanı sıra uzmanların, sivil toplum örgütlerinin, konunun tüm yönlerini tartışmak ve müzakere etmek için davet edildiği yerlerdir. 18 Şubat 2016 tarihinde, TBMM’de Boşanmaları Araştırma Komisyonu’na, kadın hakları savunucusu ve Eşitlik İzleme Kadın Grubu (EŞİTİZ) temsilcisi olarak davet edilen avukat Hülya Gülbahar, konu hakkındaki görüşlerini sunarken milletvekili Sait Yüce’nin, yukarıda alıntılanan ifadelerini dinlemek zorunda kalmış, sözü kesilerek Meclis’ten kovulmak istenmiştir.

Hülya Gülbahar, milyonlarca kadın ve kadın örgütü gibi bu ülkede on yıllardır kadın hakları mücadelesi veren kadınlardan biridir. Sait Yüce tarafından gösterilen tavır ve sarf edilen sözler, kadına karşı şiddetin bariz bir örneğidir. Ayrıca hükümetin yanlış, eksik ve cinsiyetçi politikaları hakkında konuşmak bile “devlete karşı ihanet” olarak kabul edilerek, her türlü eleştirel ve muhalif fikir beyanının fiilen imkânsız kılınması yönünde bir girişimdir. Kadınlarla ilgili her konuyu dini referanslarla açıklamayı tercih eden Sait Yüce, konuşması ile pek çok iktidar partisi milletvekili ve devlet temsilcisi gibi, kadın haklarının ancak bu bağlam içerisinde ele alınabileceği yönünde kadınlara ve topluma mesaj vermeye ve kadına yönelik her türlü hak temelli talebi zayıflatmaya çalışmıştır. Bu duruş sadece Hülya Gülbahar’a karşı değil; Türkiye’deki tüm kadınlara, kadın erkek eşitliği için mücadele eden tüm kadın ve insan hakları savunucularına ve kadın örgütlerine de sergilenmiştir.

Milletvekilleri gider, kadınlar kalır!

Milletin temsilcileri olarak oturdukları koltuklarda hiçbir milletvekillinin hiçbir vatandaşa cinsiyetçi ve şiddet dolu ifadelerle terbiye sınırını aşan sözler söylemeye hakkı yoktur. Hülya Gülbahar ve tüm kadın hakları savunucuları, on yıllardır Meclis’te ve komisyonlarında eşitlik ve özgürlük mücadelesi vermektedir. Bu mücadele boyunca, her çeşit siyasi görüşten, çok hükümet, çok bakan, çok vekil gelip geçmiştir. Bizler, kendi kişisel hırsları ve ikbal kaygıları, cinsiyetçi saplantıları ile malul birçok siyasetçinin geldikleri gibi gittiklerini izledik, izliyoruz. Ama bizler hep buradayız; kalıcı olan bizleriz, zira o meclis, bizim meclisimiz. Hükümetlere, partilere, vekillere kendi geçiciliklerini; kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin kalıcılığını bir an olsun unutmamalarını tavsiye ediyoruz.

Hiçbir yere gitmiyoruz, eşitlik talebimizden vazgeçmiyoruz!

Bugün Türkiye’de kadınlarla ilgili güncel devlet politikası, kadına karşı şiddeti önlemekten uzak hatta teşvik edici, cinsiyetçiliği pekiştirici ve kadınları toplumsal hayattan dışlayıcıdır. Bu durumun, kadın hakları savunucuları tarafından Meclis komisyonlarında, kamuoyunda ve ilgili her alanda paylaşılmasından, iktidarın politikalarının eleştirilmesinden ve kadınların taleplerinin dile getirilmesinden daha doğal bir şey olamaz. İfade özgürlüğümüz, gündelik hayatımızda erkek şiddeti yoluyla, haklarımızı talep ettiğimizde ise devlet temsilcileri tarafından şiddet kullanılarak baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Eşitlik talebine tahammülü olmayan erkeklerin, siyasilerin, devlet temsilcilerinin baskıları kadın hareketini yıldıramaz. Zamanında, Anayasa’da eşit temsil ilkesi yer alsın dediğimiz için bizi Ruanda’ya yollamaya çalışanlar da oldu; gitmedik, gitmiyoruz! Eşitlik ve haklarımız için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!

Eşitlik İzleme Kadın Gurubu – EŞİTİZ
19 Şubat 2016 - iletisim@...
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURUMUZDUR!
11 Ocak 2016

Biz aşağıda imzası olan kadın ve LGBTİ örgütleri, Eşitlik İzleme Kadın Grubu’nun (EŞİTİZ) 24 Ekim ve 19 Aralık 2015 tarihlerinde, İstanbul’da, düzenlediği iki ayrı toplantıda bir araya gelerek veya süreci takip edip toplantı sonuçlarını aramızda tartışarak, Türkiye’de yaşanan sorunların yasalardan değil, yasaların uygulanmaması ya da cinsiyetçi biçimde uygulanmasından kaynaklandığı saptamasında ve aşağıdaki konularda fikirlerimizi ortaklaştırdık.

İlk olarak “Kadın Cinayetlerinde Cezaların Ağırlaştırılması, Haksız Tahrik ve İyi hal İndirimlerinin Kaldırılması Bizim Ortak Talebimiz mi?” sorusunu tartıştık, şunları belirledik:  
 
  • Türkiye’de kadına karşı şiddet konusundaki güncel devlet politikası, ikili bir yapı taşıyor. Bu politikanın birinci ayağı, kadın erkek eşitliğini kabul etmeyen bir devlet propagandası ile kadına karşı şiddetin kışkırtılması ve bu şiddetin ilk tezahürleri olan kadınlara yönelik aşağılama, ayrımcılık, hakaret, tehdit, şantaj, yaralama, cinsel taciz ve cinsel saldırılar gibi suçların çeşitli mekanizmalar ile cezasız bırakılmasıdır. Güncel devlet politikasının ikinci ayağı ise, konu kadına karşı şiddetin uç noktaları olan tecavüz ve cinayet olduğunda daha da ağır cezaların istenmesi üzerine kuruludur. Oysa gerek tecavüz ve gerekse de kadın cinayetleri için TCK’daki cezalar yeterince ağırdır. Sorun, tecavüzcülerin ve katillerin çoğunun cinsiyetçi ve yasaya aykırı yargı kararlarıyla aklanması ya da daha düşük cezalarla cezalandırılması olarak karşımıza çıkıyor.

  • Yargıda özelikle “tahrik” ve “iyi hal” gerekçeleriyle yapılan “erkeklik indirimleri” olarak adlandırılabileceğimiz cinsiyetçi kararlar, bizzat yasanın kendisine aykırıdır. Örneğin Bianet’in medyaya yansıyan haberler üzerinden yaptığı araştırmaya göre, kadın cinayetlerinde, sanıkların sadece % 45’i tahrik ve iyi hal indirimlerinden faydalanmıştır. Sanıkların % 55’inin bu indirimlerden yararlandırılmamış olması, kadın hareketinin başarısıdır ve var olan yasaların cinsiyetçi olmayan bir biçimde uygulanabileceğinin de kanıtıdır. Yine Bianet’in araştırmasına göre, kadın cinayeti davalarının %65’inde sanıkların %29’u “ağırlaştırılmış müebbet”, % 35’i ise “müebbet hapis” cezasına çarptırılmıştır. Ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezaları zaten yeterince ağır cezalardır. Bunlardan daha ağır cezalar istemek; idam, linç, koğuş infazı, hadım, kısas gibi bireysel ve toplumsal öç alma mekanizmalarını meşrulaştırıcı bir taleptir. Tüm bunlar, yaygınlaşan şiddet kültüründen beslenen ve onu daha da besleyen cezalandırma yöntemleridir. Ağır cezaların hiçbir biçimde caydırıcı olmadığı dünya ve ülke gerçekleri ile ortadadır. Asıl olan, cinsiyetçi ve yasaya aykırı uygulamalarının ortadan kaldırılmasıdır.

  • Kaldı ki, erkek şiddeti salt bireysel bir tutum değildir. Arkasında erkek egemen, cinsiyetçi bir sistem ve bu sistemin kadınları baskı altında tutmaya yönelik sistematik çabası yatmaktadır. Bugün Türkiye’de bu sistem, dozu giderek artan ve yaygınlaşan dev bir propaganda mekanizması ile kadınları geleneksel/cinsiyetçi kadınlık ve annelik rollerini gönüllü olarak kabule zorlamak; buna itiraz eden kadınları ise, şiddetin tüm biçimleri ile cezalandırmak üzerine kurgulanmıştır.

·        TCK’da “erkekliğime hakaret etti, öldürdüm” indirimi yoktur. Bu ve benzeri tüm haksız tahrik indirimleri, cinsiyetçi “erkeklik” indirimleridir. Aynı şekilde, TCK’da “kravat” indirimi de yoktur. Bu türden “iyi hal” indirimleri de cinsiyetçi “erkeklik” indirimleridir. Ceza indirimlerinin bu cinsiyetçi uygulanışına itiraz ederken; “tüm ceza indirimleri kaldırılsın” demek, o suçu kışkırtan tüm eril yapıyı ve toplumsal mekanizmaları göz ardı ederek, tüm suçları sadece bireye fatura etmek ve o bireyi “sosyal idama” mahkum etmek anlamına gelmektedir.
·        Bu nedenle şu anda Türkiye’de acil sorun, yasa maddelerinin değiştirilmesinden çok, kadınlara karşı işlenen şiddet suçlarında Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) gereklerinin yerine getirilmesidir. Acilen İstanbul Sözleşmesi’nde düzenlendiği üzere “kültür, örf ve adet, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak kabul edilmemesini” sağlamak ve aynı sözleşme gereği, “mağdurun, kültürel, dinî, toplumsal ya da geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını ve âdetlerini ihlal ettiği iddiaları”nın gerekçe yapılmasını yasaklamak üzere gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Yargıçlara ve savcılara verilecek tek günlük bir eğitimle ve çıkartılacak tek bir içtihadı birleştirme kararı ile bu cinsiyetçi yargı yorumlarına son vermek mümkündür.
·        Yaygın medyanın da desteği ile şu anda “Özgecan Aslan Yasası” adı altında yürütülmekte olan “cezalar artırılsın, indirimler kaldırılsın” kampanyası; devletin kadına karşı şiddeti körükleyen politikalarının gözden kaçırılmasına; kamuoyunun dikkati ve baskısını, cezaların yetersizliğine ve yargının verdiği yanlış kararlara odaklamaya çalışmaktadır. Medyanın da desteği ile yürütülen ve temel mesajı sadece "cezalar artsın, indirimler kalksın" olan bu kampanya, sorunu çözmek bir yana daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Çözüm, Özgecan Aslan ve onun gibi katledilen yüzlerce kadının katillerini yaratan ve cezasız bırakan sistemi, bu durumu körükleyen devlet politikalarını ve devletin kadına karşı şiddeti ortadan kaldırma yükümlülüğünü görünmez hale getiren kampanyalar ya da yasalarda yapılacak ufak tefek tadilatlar değil; gerçek bir kadın-erkek eşitliği ve bu eşitliği sağlamak için yaratılacak etkin kurumsal mekanizmalardadır.
İkinci tartışma konumuz, hükümetin “Ceza Muhakemesinde İş Yükünün Azaltılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” idi. “Kadına Karşı Şiddet Konusunda Arabuluculuk / Uzlaştırma, Basit Yargılama Usulü ve Pazarlık”  konusunda, toplantıya katılan tüm kadın platformları, kadın örgütleri ve bağımsız kadınlar olarak aşağıdaki konularda ortaklaştık:

·        Bugün Türkiye’de yasal düzeyde en önemli sorun, tecavüz ve cinayete varmayan şiddet suçlarındaki cezaların paraya çevirme ve erteleme gibi nedenlerle; denetimli serbestlik üzerinden çıkartılan gizli aflarla cezasız bırakılmasıdır. Açıktır ki, şiddetle mücadelede asıl etkili olacak yöntem, cinayetlere uzanan şiddet zincirinin ilk halkalarında kadınlar için güçlendirici, erkekler için caydırıcı etkide bir ceza politikasıdır. Siyasi iktidar, bu konuda herhangi bir adım atmayı düşünmediği gibi; tam tersine, kadın ve çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar da dahil olmak üzere cezası beş yıla kadar olan suçlarda, basit yargılama, pazarlık ve uzlaşma getiren bir yasa hazırlığı içindedir. Oysa ki, İstanbul Sözleşmesi 48/1 maddesinde, psikolojik, fiziksel, cinsel ve ekonomik, kadına karşı tüm şiddet biçimleriyle ilgili olarak arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere zorunlu alternatif çatışma çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri” alma görevi yüklemektedir. Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’nin 56/g hükmü, “mağdur ve failler arasındaki iletişimin mahkemede ve kollukta, mümkün olduğu ölçüde önlenmesini sağlama” gerekliliğini düzenlemekte iken, Hükümet taslağı, mağduru 45 gün sürecek bir pazarlığın içine çekmeye çalışmaktadır. Kadınlarla ilgili davaları “yargıya iş yükü” olarak gören; kadınlara karşı suçları, suç olmaktan çıkarmaya, kadınları saldırganları ile barıştırma/uzlaştırmaya çalışan bu taslak derhal geri çekilmelidir.
Kadına karşı şiddetle mücadele için, öncelikle ve acilen;
Ø  Kadın erkek eşitliğinin sağlanması; kalıplaşmış cinsiyet rolleri, örf, adet, din, gelenek, kültür vb. hiçbir mazeret ileri sürülmeksizin kadına karşı şiddetin önlenmesi öncelikli bir devlet politikası olarak ilan edilmeli ve gerekleri yerine getirilmelidir. Bu çerçevede, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nin tüm gerekleri ilgili kadın ve LGBTİ örgütleriyle birlikte yaşama geçirilmelidir.
Ø  Devlet mekanizmaları ve toplumsal yaşamın her alanında kadınların eşit temsili sağlanmalıdır.
Ø  İstanbul Sözleşmesi’nin de devletleri yükümlü tuttuğu üzere, şiddetle mücadele için sığınaklar, kadın danışma merkezleri, cinsel şiddet kriz merkezleri ve alo şiddet hattı ülke çapında ve kadınların ve LGBTİ bireylerin kolaylıkla ulaşabilecekleri yaygın bir ağ olarak devlet kurumları ve yerel yönetimlerin işbirliği içinde olacakları bir şekilde kurulmalıdır.
Ø  Derhal, kadın cinayetlerini önleme ve can güvenliği riski bulunan vakaların bizzat takibi görevi bulunan kadın cinayetleri ile ilgili bir birim oluşturulmalıdır. 6284 Sayılı Yasa çalışmaları sırasında, 260’ın üzerinde kadın örgütünün oluşturduğu Şiddete Son Platformu’nun kadın cinayetleri ile ilgili özel bir birim kurulması önerisi iktidar tarafından reddedilmiştir. Aradan geçen süre içinde artmaya devam eden kadın cinayetlerinin, doğrudan doğruya bu konuyla ilgili bir birim kurulmaksızın önlenemeyeceği artık kabul edilmelidir. Aynen Tanık Koruma Kurulu gibi, aynı ve ek yetkiler ve olanaklar ile donatılmış Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet ve Jandarma Genel Müdürlükleri, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları temsilcileri, Adli Tıp temsilcisi ve kadına karşı şiddet alanında çalışan hükümet dışı kadın örgütü temsilcilerinden oluşan bir özel birim kurulmalıdır.
Bizler kadın ve LGBTİ alanında çalışan örgütler olarak, yukarıdaki konularda tartışmış ve anlaşmış bulunuyoruz.
Herhangi bir örgütün, kadın/erkek milletvekili ve diğerlerinin, bu konularda bizler adına konuşmasını kabul etmiyoruz. Ana akım ya da alternatif olma iddiasındaki hiçbir medya mecrasının da kendi sol ya da sağ, ama son tahlilde cinsiyetçi, muhafazakar, ahlakçı, zihinsel kodlarını bize dayatmasını istemiyoruz. Bu dayatmaların bizim sözümüzü boğmasına, kendi gündemlerini dayatmasına izin vermeyeceğiz!

Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)
Adıyaman Kadın Yaşam Derneği
Ankara Feminist Kolektif
Ankara Kadın Platformu
Antalya Kadın Danışma Merkezi Ve Dayanışma Derneği
Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi
Bağımsız Kadın Derneği Mersin
Başkent Kadın Platformu Derneği
Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD)
Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği
Ergani Selis Kadın Derneği
Eşit Yaşam Derneği
Eşitlik İzleme Kadın Grubu (EŞİTİZ)
Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu
EVKAD-Adana
Femin Art (tüm şubeleri)
Filmmor Kadın Kooperatifi
Gökkuşağı Kadın Derneği
İstanbul LGBTI Dayanışma Derneği
İzmir Kadın Dayanışma Derneği
Kadıköy Kent Konseyi Kadın Meclisi
Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER)
Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu
Kadın Çalışmaları Derneği
Kadın Dayanışma Vakfı
Kadın Mühendisler Grubu
Kadın Özgürlük Meclisi (KÖM)
Kadın Yazarlar Derneği
Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM)
Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
KAOS GL
Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği
Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği
Kırmız Biber Derneği
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
Mardin Ortak Kadın İşbirliği Derneği (MOKİD)
Mersin 7 Renk Derneği
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
Muğla Kadın Dayanışma Grubu
Muş Kadın Çatısı Derneği
Muş Kadın Derneği
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Siyah Pembe Üçgen İzmir
Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD LGBT)
Şanlıurfa Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği
Trabzon Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Türk Kadınlar Birliği (tüm şubeleri)
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (22 şubesi)
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu
Türkiye Yunanistan Kadınları Barış Girişimi (Winpeace)
Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği
Van Kadın Derneği (VAKAD)
Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP)